Mikro Yönetim ve Makro Sonuçlar

 Çalışanların Yaratıcılığını Öldüren Yönetim Tarzı

          Hepimizin başına en az bir kez gelmiştir. Tam işinize odaklanmış, harika bir ritim yakalamışsınızdır; derken arkanızda bir gölge belirir. "O maili öyle mi yazdın?", "Şu tabloyu mavi değil de lacivert mi yapsak?", "Bana her adımını raporla." Tanıdık geldi mi? İşte bu, çalışma hayatının en sessiz ama en yıkıcı krizlerinden biri: Mikro yönetim (micromanagement).



İşi şansa bırakmamak, her detaya hakim olmak kulağa başta çok profesyonelce gelebilir. Ancak her şeyi kontrol etme arzusu, ne yazık ki çoğu zaman kontrolü ve ekibin ruhunu tamamen kaybetmekle sonuçlanıyor. Peki ama neden?

           Neden bazı insanlar her detaya müdahale etme ihtiyacı hisseder? Araştırmalar, mikro yönetimin temelinde genellikle kaygı, mükemmeliyetçilik ve güven eksikliğinin yattığını gösteriyor. Yönetici veya lider, işin başarısız olacağından o kadar korkar ki, tabiri caizse direksiyona sımsıkı sarılır.

Ancak Harvard Business School'da belirttiği gibi, çalışanların yaratıcılığını besleyen en önemli unsurlardan biri "özerklik"  hissidir. İşin nasıl yapılacağına dair esneklik tanınmadığında, otonomi ortadan kalkar. Her adımınızın izlendiğini ve düzeltileceğini bilmek, bir süre sonra "Nasıl olsa kendi bildiğini okuyacak, söylendiği kadarını yapayım da başım ağrımasın" hissiyatına dönüşür.

Yenilikçi fikirler, hata yapma özgürlüğünün olduğu, nefes alan ortamlarda yeşerir. Sürekli ensenizde bir nefes hissettiğinizde, yaratıcı bir çözüm bulmaktan çok, "eleştirilmemeye" odaklanırsınız. Risk almayı bırakırsınız. Oysa ki büyüme, tam da o konfor alanının bittiği, inisiyatif alınan yerde başlar.

Psikologların "Hür İrade Kuramı" (Self-Determination Theory), insanların içsel motivasyonla çalışabilmesi için yetkinlik, bağlılık ve özerklik hislerine ihtiyaç duyduğunu kanıtlar. Mikro yönetim, bu üç temel direği de adeta bir balyozla yıkar.

Yöneticiler ve Öğretmenler İçin Ayrı Bir Parantez



           Eğitim dünyasında ve okul koridorlarında da bu tuzağa düşmek an meselesidir. Bir okul yöneticisi olarak zümrelerin her planına, her etkinlik detayına müdahale etmek ya da bir öğretmen olarak öğrencilerin her adımını saniye saniye dikte etmek her zaman çok cazip görünür. Çünkü niyet her zaman "en iyisi olsun" şeklindedir.

            Ancak "hata yapmalarına izin vermeyeyim" derken, aslında öğretmenlerin ve öğrencilerin kendi potansiyellerini, kendi çözüm yollarını keşfetmelerine engel oluruz. Liderlik veya iyi eğitimcilik, her şeyi bizzat yapmak veya kontrol etmek değil; insanların en iyi versiyonlarını ortaya koyabilecekleri o güvenli ve özgür alanı yaratmaktır.

              Eğer bir ekibi, bir sınıfı veya bir projeyi yönetiyorsanız, onlara ulaşılacak hedefi gösterin; ama o yolu nasıl yürüyeceklerini onlara bırakın. Unutmayın; iyi bir lider, çalışanlarını sürekli denetleyen kişi değil, onların işlerini iyi yapabilmeleri için önlerindeki engelleri kaldıran kişidir.

Kontrolü biraz esnetin, derin bir nefes alın ve görün bakın; o güven ve otonomi nasıl harika, makro sonuçlar doğuracak.


Kaynakça

  • Amabile, T. M. (1998). How to Kill Creativity. Harvard Business Review.


Kitap Önerileri

  1. Acar Baltaş - Türk Kültüründe Yönetmek (Kendi insanımızın psikolojisini ve yönetim tarzımızdaki tuzakları anlamak için harika bir başucu kitabıdır.)

  2. Daniel H. Pink - Drive: Nasıl Motive Oluruz, Nasıl Motive Ederiz? (Motivasyonun içsel dinamiklerini anlatan, dilimize çok başarılı çevrilmiş harika bir eser.)

YouTube Video Önerisi

  • "Confessions of a recovering micromanager" - Chieh Huang (TED Talk)



Yorum Gönder

0 Yorumlar